YeniBirİnsan

çünkü içine ruhunu koymadığın hiçbirşey çalışmaz*

Posted in 1 by kelebeklerozgurdur on Şubat 26, 2009
kendine ve evrene eğil

kendine ve evrene eğil

bundan 3 sene önce tanıştım yogayla. bir akşam, fenerbahçe’de iş çıkışı gittim o zamanlar orada ders veren nazmi hoca’nın yoga sınıfına. “ben sadece izlemek istiyorum bu kez izin verirseniz”dedim. sonra sanırım kotumla kendimi yerde otururken buldum. o kış haftada iki akşam kendimi unuttuğum / kendimi hatırladığım yer oldu orası. duvarda asılı asanalar posterine bakıp o hareketlerin her birini izlerken ve bir gün  yapabileceğimi hayal ederken aklımda sadece boyun ağrım vardı sanırım. boynumu dik tutamıyordum o sıralar, sürekli elimle destek olmam gerekiyordu. “geçmişe takılı kalmak” mı diyordunuz hocam?…boyun ağrımdan bir ayı geçmeden kurtuldum. ama şimdi o boyun ağrısına ne çok şey borçlu olduğumu düşününce…sahiden hastalıklarla vücudumuz bize iyilik yapmaya çalışıyor, uyarmaya, farkında olmadıklarımıza dikkat çekmeye…

bir sürü başarısızlık ve değiştiremeyeceğim (ama aslında değiştirmem gerekmediğini sonradan öğrendiğim) kötü koşulun/durumun kıyısında durup dağ duruşu yaptım o kış…derin nefesler aldım. ağladım bir meditasyonda kendime şaşarak (burada daha önce anlattım)…yavaş yavaş kendimi izlemeyi öğrendim. hep başkalarına, kendimin dışında bir yerlere yönelen sorularımı kendime sormayı öğrendim… ve gerçekten deneyimlenmedikçe insana hohoyyt hadi canım! dedirten tuhaf güzel inanılmaz  deneyimler yaşadım meditasyonlarda…

sonra ara verdim. gidemedim bir süre…evde devam ettim. haftada iki akşam başım dolaba kıçım yatağa çarpa çarpa daracık alanlarda sürdürdüm bana iyi gelen şeyleri…bize iyi gelen şeyleri ama gerçekten iyi gelen şeyleri sürdürmekte inatçı olmak gerekli, bunu da öğrendim. sonra bu yaz tekrardan nazmi hocam yeni bir yer açtı. orada başladık kaldığımız yerin daha ilerisinden…

yoga yaparken…meditasyonda…meditasyon sonrasında…kısacası kendine bir şans bir kulak verdiğinde, kendini egonla zihninle değil yüreğinle önemsediğinde,  kendinle ilişkin değişiyor. kendinle ilişkin değiştiğinde, yaşadıklarınla ilişkin değişiyor. yaşadıklarınla ilişkin değiştiğinde, yaşadıkların değişiyor. gerçekten oluyor bu. adım adım çok şey oldu bende. önceleri sadece dinleniyordum asanalarda. zihnim duruyordu dikkatim bir yere, bedenimin ücra bir köşesine yönlenince. bu bana iyi geliyordu. kendimi dinlemek istemiyordum çünkü. sonra kendimi dinlemekten korkmamayı da öğrendim. hani şu kendini affetmek hikayesi var ya…bir kundalini meditasyonunda anladım. kendimin en büyük parçası sandığım birşeyle vedalaştığımda ve o acıyı hissettiğimde… eksilmedim. hafifledim sadece.   yüzleştiğin şey, acıtıyorsa – ki acıtıyor bir çok şey- bırak o acıya kendini. o acıyı hisset. ölmeyeceksin. eksilmeyeceksin. hafifleyeceksin. yaşamaktan korktuğumuz ne varsa, bizi tutsak eden şey sadece korkusu. yaşanılan şey ne olursa olsun, yaşıyorsun. ve bitiyor.  hatta bir gün hazır olduğunda geriye bakıp duru sakin bir yürekle…o yaşadığını bir de çince, japonca, sümerce okumayı öğreniyorsun. şaşırıyorsun. keşfettiklerine. acı veren tek şey, daima, direnç göstermek…direnmediğinde herşey olması gerektiği gibi oluyor, bitiyor ve yeniden başlıyor. tıpkı ağaçlar gibi, kuşların göç döngüsü gibi…

artık kundalini meditasyonlarında dönüyorum çoğu zaman. içimde birşey dönüyor, ben de onunla dönüyorum. sarhoş olmak gibi birşey. “tam” hissediyorum ve bu başka nasıl anlatılır, bilmiyorum. herşey tam da olduğu anda ve olduğu haliyle başımı döndürecek kadar mükemmel geliyor.  çok mutlu hayatında herşey yolunda bir insan olduğumdan değil. tam tersi bir sürü dert sıkıntıyla boğuşurken, direnmeyip seyretmeye başladığımda olan birşey…bir an bu mükemmelliği hissediyorum. bir balonun ipine tutunup havalanmak gibi oluyor. yaşam kutsanıyor. işte o an, olumsuzlukla yargılanacak hiçbirşey kalmıyor.

bütün bunlar olurken, bence yoga beni daha iyi bir insan yapıyor. kendine şefkat hissedemeyen, kendini kabullenemeyen insanlar başkalarının sadece canını yakıyor çünkü. kendilerininkiyle birlikte elbette.

bazen orada sakince oturamıyorsun. zihnin kalk gidelim diyor. duyma bunları diyor. sen anlasan öğrensen ne değişecek diyor. vakit kaybı tüm bunları öğrenmek, öğrenmeden orman kanunlarıyla daha kolay yaşarsın diyor. bilindik kurallarla oynanan oyunlarda ezber bozma diyor. bana diyor bazen :) …dedi. canım yandığında, kafam karıştığında, hayal kırıklıklarımda, kendimi sevmekten uzaklaştığımda…ama eğer hedef saf bir şeylere ulaşmaksa, bir nevi simyaysa, yaşadığın hayatı daha iyi bilmek istiyorsan, ben gözlerimi kulaklarımı tıkayarak yaşamaya devam edeceğim diyemiyorsan, veya diyor ama yapamıyorsan…geri dönüyorsun kendine…hadi baştan başlayalım diyorsun. (hiçbir dönüşümde baştan başlamadım bu arada, ister iste ister isteme, bildiğin, öğrendiğin bir şekilde ekleniyor bünyene ve unutmuyorsun) ve tüm yolculuklar gerçekte önce kendimizden başlıyor, başkalarından geçerek yine kendimize varıyor en sonunda.

ben vildan. içime ruhumu koyuyorum. çalışıyor. ruhumu tanımama keşfetmeme rehberlik eden yogaya ve nazmi hocama sonsuz teşekkürler…

*j.w.

Şununla etiketlendi:

Ocak 2009 Gökyüzü Enerjileri

Posted in Gökyüzü Enerjileri-Serpil Doğançay by kelebeklerozgurdur on Ocak 12, 2009

Ocak 2009 Gökyüzü Enerjileri

Ocak 2009 Gökyüzü Enerjileri

Yazan: Serpil Doğançay

Sevgili Arkadaslar,
Oncelikle gectigimiz ayin yazisi Aralik 2008 enerjilerini yollayamadigimi soylemek istiyorum. Ne kadar guzel bir baglantimiz olusmus, buna cok mutluyum ve cok tesekkur ediyorum. Pek cok arkadas merak etti, mail yazdi, hatta numarama ulasip beni telefonla aradi…”Yazamadim” cunku enerjileri cok olumsuz ve karanlik hissettim ve bunu sizlere aktararak sizdeki olumsuzu daha da buyutmek istemedim. Biliyorum ki, ayni hissediyoruz. ..cunku aslinda “biriz”…ve bu gittigimiz donemde eskisinden daha da fazla “olumluyu” beslemek gorevimiz.
21 Aralik’ta gundonumu ile birlikte Gunes Oglak burcuna gecti ve 20 Ocak 2009′a kadar devam edecek olan Oglak donemi basladi.
Oglak burcunun baslangici cok onemlidir, cunku gundonumunde baslar. 21 Aralik gundonumunde en kisa gunduz ve en uzun gece yasanir. Yilin en karanlik hissedilen donemidir, cunku “isigin en az oldugu” gundur o gun. Cogumuz kendimizi cok depresif hissederiz. Oysa, ertesi gunden itibaren gunler hic farketmeyecegimiz bir sekilde uzamaya baslar. Bizim yarikuremizde kis mevsimi baslar ve mevsim olarak karanlik gozuken bir mevsime girsek de, “isik” yavas yavas artmaktadir aslinda…Guney yarimkurede ise tam tersi olur.
Arkadaslar, gittigimiz donemde Pluton’un 16 yil surecek Oglak burcu transitini degerlendirebilmemi z icin Oglak burcunun enerjisini anlayabilmemiz cok onemli. Cunku tum bu konular Pluton tarafindan su yuzune cikarilacak ve donusturulecek.
Oglak toprak burcudur. Kokleri, kayalari simgeler. Toprak gercegi yansitir, somuttur…Bizim raliteyi nasil algiladigimizdir. Realitemizin degisecegi ve aslinda gercege donecegi bir doneme gidiyoruz.
Oglak toplumu simgeler. Her burc karsisindaki burcla cok onemli etkilesim icindedir. Oglak burcunun karsi burcu olan Yengec, ev ve aile ise, Oglak ev ve ailenin icinde oldugu buyuk aile, yani toplumdur.
Oglak iskeletimizi, derimizi, dislerimizi ve dizlerimizi simgeler.
Burclarin simgeledigi organlar aslinda cok seyi isaret ederler bize. Iskelet bedenimizin yapisidir. Bir bina olusurken once iskeleti cikar ortaya. Toplumlarin da yapilari ve iskeletleri vardir, simdi tum dunyada degismekte oldugu gibi.
Derimiz ise butun bedenimizi kaplayan ust katmandir, altinda barinan kaslari ve organlari korur, ortu sistemi organi diye adlandirilir.
Normal bir cildin sagligini ve surdurebilmesi icin en ustteki olu hucrelerin surekli dokulup yenilenmeleri gerekir.
Derimizin cok onemli bir simgesi de rengidir! Irksal ayriliklari simgeler. Disaridan fark edilir cunku…
Gittigimiz donemde bu anlamda da ayrilik bilinci degisime ugrayacaktir. Amerika’daki secim sonuclari bunu isaret ediyor zaten.
Dislerimiz ise koklerimizi simgeler…soyumuzu , karmalarimizi. Dislerimiz zamani gosterir, caglarin bilgisini verebilir arastirmacilara. Ve dislerimiz bize cok korktugumuz bir aciyi isaret eder. Dis agrisi, dis cekilmesi… koklerimizi ve karmalarimizi isaret ettikleri icin mi bu kadar korkariz dis ile ilgili islemlerden?
Koklu degisimlere, karmalarimizi biraktigimiz ve yeni bir kisi olarak adeta yeniden dogacagimiz bir doneme gidiyoruz bu anlamda da arkadaslar.
Oglak donemi yilin en soguk donemidir. Buzdolabi olmadan yiyeceklerimizi koruyabiliriz bu donemde. Bu Oglak burclarinin karakterlerine de yansir. Koruyucudurlar. Bazen soguk gozukseler de, bu onlarin sadece dis gorunusleridir.
Gelenekseldirler bu yuzden…aslinda bunu var olani muhafaza etmek icin yaparlar. Suyu dondurarak muhafaza etmemiz gibi…
Neleri gereksiz yere tuttugumuzu ve cok fazla sahiplendigimizi gorecegiz. Gelenek ve goreneklerin de bizi kisitlayan etkileri degismek zorunda artik…Gecmis her seyiyle gecmiste kalmali, eski enerjiyi sevgiye birakip kendimizi yeni enerjiye acmaliyiz.
Oglak zaman kavramiyla ilgilidir ve zaman Saturn tarafindan yonetilir. Zamanin gecmesini ve yaslanmayi hic sevmeyiz…zaten Saturn’un bize ogretmek istedklerinin hic birini sevmeyiz, cogumuz korkariz ondan…Eyvah deriz, Saturn benim burcumda ilerliyor… Oysa, o en buyuk ogretmenimizdir.
Zamanin bize verilmesinin ise cok onemli bir sebebi vardir. Sureci ve degisimi degerlendirmek! Yoksa gelisimimizi nasil takip edecektik? Ogretilerde ustalastigimizi nasil bilecektik? Buna ihtiyacimiz var dunya yasaminda. O yuzden “zaman” ile barismamiz gerekiyor. Zamani ozgur birakmamiz ve “anda” olabilmemiz gerekiyor. Zamanindan once ve acele ile yaptigimiz her sey, bize farkli bir sekilde geri donuyor. Cunku herseyin “kendi zamani” var ve buna da en kolay sekilde “anda” kalarak ulasilabiliyor. Gittigimiz donemde ne kadar “anda” kalabilirsek o kadar rahat ilerleyebilecegiz.
Oglak ayni zamanda kariyer ve basaridir ve haritalarimizda basariya ulasacagimiz ama bunun icin kendi kozmik zamanimizi bekleyecegimiz bir alani gosterir. Cunku basarmak icin disipline, inanca, tutkuya, sebata, azme ve dayanma gucune ihtiyacimiz vardir ve tum bu ozellikleri ihtiyac duydugumuz “zaman” icinde gelistiririz. Bu alanda duser ve once basarisiz oluruz buyuk ihtimalle. Sonra ayaga kalkariz. Eger yilmadan yola devam edersek, disiplinli bir sekilde kaynaklarimizi dogru kullanirsak, haritamizdaki Oglak alaninda bize basarinin vaadi verilmektedir evrenden! Orasi kozmik zamanimiz geldiginde cikacagimiz zirvemizdir.
Tum bunlarin karsiliginda da kazanc gelir…Oglak maddi kazancimizla ilgilidir bu yuzden.
Oglak yonetim sekilleriyle ilgilidir. Toplumlardaki sistemleri gosterir. Hem kendimizin, hem de “butunun” en yuksek hayrina niyet ederek yapacagimiz calismalar bize “kazanc” olarak geri donecektir gittigimiz donemde. Su anda yasanilan ekonomik krizi bir de bu bakis acisiyla degerlendirebiliriz .
Haritalarimizda Oglak’in ve Saturn gezegeninin oldugu alan, korkularimizla cesaretle yuzlestigimiz yerdir. Gecmis yasamlardan gelen en buyuk suphe ve karma belki de buradadir. Bu nedenle bu evimizin enerjilerine yaklaşmamız zaman alir. Ayni zamanda disiplinle calisacagimiz ve oteye gecegimiz alandir burasi. Pluton transiti bize bunu zaten yaptiracak bu yildan itibaren, yeter ki farkinda olalim ve direnmeyelim. ..
Oglak hayatta kalmanin burcudur, o yuzden “korku” ile baglantilidir. Kendinden once gelen burclarin da korkularini icinde barindirir ve iste bu olgu da Pluton’un Oglak burcuna girmesiyle aciga cikmaktadir. Dikkat etmemiz gereken cok onemli bir husus, baskalarinin korkularinin icine dusmememiz gerektigidir. ..Toplumsal korkulara ve bu korkularla ruhsal felc olmaya dikkat etmeliyiz girdigimiz bu donemde arkadaslar.. .
Saturn Oglak’in yoneticisidir. Bu gezegen bizi Yuksek Benligimizle ve Tanrisal tarafimizla baglantiya sokar, bu yuzden zorlaniriz. Oysa Saturn bize her zaman armagan verir; degisimin, gercegin ve karmalarimizi dengeleyerek yasam yolumuzda ilerlemenin armaganlarini. ..
Oglak doneminde bazi karmik olaylar su yuzune cikabilir, bu yuzden yilin bu doneminde farkindalikla karmalarimizla ilgili onemli yol alabiliriz.
Bu ay gecmisten bazi kisiler yeniden ve yeni bir seviyede gelebilirler yasamimiza. Bizler de bizim icin onemli yerleri ya da kisileri yeniden ziyaret edebiliriz.
27 Aralık’ta oglak burcunda gerceklesen yeniay tum senenin enerjisini tetikleyen oldukca guclu bir yeniaydi.
Ocak ayina Saturn retrosu ile girdik. Bu bize toplumsal bir sorgulama yasatabilir. Saturn karmasi deyimledigimiz alanda cozulme ve hassaslasma deneyimleyebliriz. Hic sebep yokken uzun uzun aglayabiliriz ornegin…Ailemizde n, aile geleneklerinin bize dayattigi ve bizimle artik enerji olarak uymayan degerleden ve ebeveylerden ozgurlesebiliriz. Ayrica bu ay icsel guc ve dayanikliligimizi, Tanrisal gucumuzu ve Yuksek Benligimizin mesajlarini daha net alabiliriz.
Pluton gezegeni tam olarak Oglak burcuna girdi artik. Bunun etkileri sistemlerin degismesi ve para dersi olarak kriz ile kendini gostermeye baslamisti. Tum Oglak konulari Pluton tarafindan gundeme getirilecek ve Kova cagina olan yolculugumuzda olmasi gerekenler olacak, yasanmasi gerekenler yasanacaktir.
Mars’in da tetiklemesiyle, bu ay savasma durtusu ve var olan ayrilik bilinci cok guclu bir sekilde ortaya cikti. Mars 5 Subat’a kadar Oglak burcunda kalacak.
5 Ocak’ta, 1 yildir Oglak burcunda ilerlemekte olan Jupiter gezegeni Kova burcuna girdi ve 2009 yili boyunca Kova’da ilerleyecek. En buyuk blluk ve bereket gezegeni olan Jupiter’in Kova burcundaki transiti, su anda gorunen tum olumsuzluklara ragmen, birligi, beraberligi, toplu hareketleri ve Kova bilincini tetikleyecektir. Kova burclari icin yeni bir 12 senelik dongu basliyor bu yil. Ayrica hepimizin haritasindaki Kova alaninda, bu yil yeni farkindaliklar, bereket ve guzellikler var.
Bu ay iletisim gezegeni Merkur once Kova burcunda ilerliyor. Jupiter’in Kova’ya girmesiyle, Jupiter-Merkur birlesimi olacak ve bu olumlu bir bakis acisini tetikleyebilir. Geleneksel dusunme biciminden uzaklasmak icin evrenden yardim geliyor. Ayrica yayincilik alani olumlu tetiklenebilir. Merkur, Kuzey Ay dugumu ile de kavusum yapiyor ayin ortasina kadar. Bu ay onemli farkindaliklar yasayarak daha olgun bir bakis acisi kazanabilecegimize isaret ediyor.
7 Ocak, evrenden yardım gelen bir gun.
9 Ocak’ta duygusal patlamalara ve iletisim kazalarina dikkat.
11 Ocak onemli bir gun. O gun hem Merkur geri gitmeye basliyor, hem de Yengec burcunda dolunay gerceklesiyor.
Aile karmalarimizi temizledigimiz bu gunlerde, bu dolunay onemli bir tetikleyici etki yapabilir. Bazi bitisler deneyimleyebiliriz.
Bunun haricinde, haritalarimizin ilgili alanlarinda duygusal cozulmeler ve tamamlanmalar deneyimleyebiliriz. Olasi karanliklarimizi fark edebiliriz.
Merkur retrosu ozellikle Basaklari ve Ikizleri daha fazla etkileyebilir. Ancak her zamanki gibi dunyasal iletisimde zorlanmalar, ruhsal iletisimde ise kuvvetlenme deneyimleriz. Bu ay bizim icin onemli konularda daha dikkatli olmakta ve takip etmekte fayda var. Diger taraftan planlamalar ve ice donme calismalari daha iyi olabilir.
13 Ocak’ta egolarimiza ve egolardan kaynaklanan secimlere dikkat.
15 Ocak’ta ailevi sorumluluklar olabilir. Duygusal denetim ve oz disiplin icinde olacagimiz bir gun.
16 Ocak gecmisteki iliskilerin tetiklenmesine vesile olabilir, eger yolumuz bir ise, ya da arinma olabilir. Ancak takintili iliskilere dikkat.
Venus bu ay balik burcunda ilerliyor ve Uranus ile birlesiyor. Sevginin yuksek sekli ortaya cikiyor. Mistisizm ve spirituel yonumuzu daha fazla ortaya cikartabiliyoruz bu ay. Goksel baglantimiz gucleniyor. Iliskilerde ve maddi olarak ani dalgalanmalara dikkat.
20 Ocak’ta Kova burcu basliyor ve cok olumlu etkiler getiriyor. Ancak 22 ve 23 Ocak’ta ozellikle inanclarla ilgili gerilim olabilir.
26 Ocak’ta Kova burcunda yeniay ve gunes tutulmasi var, oncesindeki 3 gun karanlik ve 25 Ocak ruhsal olarak en karanlik gece bu ay. Bu tutulma ve yeniayda, Gunes, Ay, Jupiyer, Kuzey Ay Dugumu, Neptun ve Siron Kova burcunda siralaniyorlar. Kova bilincinin ve gecis enerjisinin tetiklenecegi oldukca onemli bir tutulma.
Ayrıca tum ay boyunca devam eden Uranus-Saturn karsitligi zamanin otesindeki uygulamalari, teknolojik gelismeleri ve yeni sistemleri, yontemleri tetikliyor.. .Her sey cok olumsuz gibi gozukse de, aslinda cok olumluya gitmek uzere tetikleniyor ve insanlik bir uyanisa geciyor.
Bu ay oldukca zenginlestiri iliskiler ve ruhlarin birlesmesi potansiyeli var. Ocagin son gunleri bu anlamda daha da tetikleyici gozukuyor. Ayrica bu gelistirici iliskilerin “ust boyutlarla” da yasanma potansiyeli var.
Yasanilan her olayin gerisindeki gercek sebepleri gorebilmemizi, ayriliklari birakarak “butune” bakabilmemizi, butunle birlesebilmemizi, enerjimizi ve icsel gucumuzu birlestirerek tutkuyla, sevgiyle yapacagimiz calismalara, ortamlara, beraberliklere cesaretle yonelebilmemizi;
Gercek gucun “hucrelerimize kayitli olan” Tanrisal yonumuzde oldugunu hep birlikte idrak edebilmemizi ve bunu yansitabilmemizi diliyorum.
Sevgi ve isikla,
Serpil Doğançay
Şununla etiketlendi:

Sevgilinin Selamı:Nefes

Posted in nefes by kelebeklerozgurdur on Kasım 24, 2008

Bu yazı, sevgili Burcu Çağlayan tarafından yazılmıştır. Yazının aslına şu linkten ulaşabilirsiniz. Yazısının bu blogda yayınlanmasına izin verdiği için kendisine teşekkür ederim. Nefes konusuna devam…:)


nefes“Nefes alışın şartı nefes vermektir…Ve nefes vermenin şartıda nefes almaktır… Yani bir sıkışmanın şartı açılmaktır… Göze karanlık sunulur sunulamaz aydınlığı ister… Karşısına aydınlık çıkarılınca karanlığı arar.. Hayatın ölümsüz formülü burda kendini gösterir…” Goethe

Sakin olmaya çalışıyorum.. Ne zaman kontrolüm dışında bir şey gelisse, kalbim pıt pıt hızlı atmaya başlasa… Derin ve daha derin nefesler alıyorum.. Kocaman bir zamana yayıyorum nefesimi.. 3 boyutlu dünyayı içime çekiyorum önce, dolaşıyor ciğerlerimde, veriyorum sonra, tüm hızlı birikmiş nefeslerimi yavaşça, bir nefesle..

Günde ortalama yirmiüçbin kez yapıyorum bunu ben, her insan ortalama böyle bir rakama ulaşırmış çünkü günde… Biriktirmeye başlamalı nefesleri…. Nefesle başlayan bir hayat, ve emaneti teslim alınan son bir nefesle bitmeden önce… Kalbimizin çarptığı, nefes aldığımız her an, umutla, aşkla, mutlulukla dolu bir hayat yaşarken ve bazen unutuyoruz ya şükretmeyi; aldığımız, alabildiğimiz her nefese…Ve o nefeste, aslında binlerce sır saklıdır.. Bize verildiği an’dan itibaren ve bizden alınacak zamana kadar bir ömür taşıdığımız…

Nefesimizi kontrol ettiğimizde, kalp atışlarımızı da kontrol ediyoruz.. Tıbba göre, İnsan kalbinin bir yaşam içinde atma sayısı ortalama olarak yedi milyarmış. Yani yedi milyar atış tamamlandığında fizik bedenimizin ömrü bitiyormuş. Yaşamı uzun tutmanın sırrı da işte burada ortaya çıkıyor. Uzun yaşamamız için kalbin atış sayısını yavaşlatmamız gerekiyor. Kalbimiz hızlı attığı zamanlar yaşamımızın süresinden çalıyoruz belki de.. Ve ne zaman nefes alışlarımız hızlansa, kalbimiz atmaya başlıyor hızla, hızlı.. Kalbimizi yavaş attırabilmek ya da kalbi yavaşlatmak için, zihni sessiz ve sakin duruma getirebilmek gerekiyor. İşte bu noktada nefes’in önemi çok daha anlam kazanıyor. Kalbimiz hızlı attığında, nefes alış veriş tempomuzu kalbimizin atmasını istediğimiz bir ritimde devam ettirmeli… Bir süre sonra kalp ve nefes ritimlerinin senkronize olmalı ve dolayısıyla kalp ritim hızının, nefes ritmimizin hızına düşmesini sağlamakta aslında elimizde…

Nefes, içinde kocaman bir sır saklarken bizi yaşatan ve bize verilmiş olan, bir de anahtarı veriyor yaşamı uzun kılmanın… Ama hayata dair de en anlamlı olan mesajı da içinde barındırıyor. Nefes aldığın sürece yaşarsın ve tabi verebildiğin sürece… Hayatta da, aldığın kadar verdiğin sürece varsın…Beslediğin kadar da, katabildiğin ile….

Her nefeste istemsiz çıkardığımız ” h” harfi, Arapça’da Allah anlamına geldiği için, sadece nefes ile zikir eden dervişler varmış.. Ve biz her nefeste Yaradanın varlığını kalbimizden hissederiz aslında her yirmiüçbinde bir.. Ama ancak nefesimizi dinleyip, onu hissedebildiğimizde… Ve o nefestir kimseye veremediğimiz, hepimizde var olan ve hatırlatan bize dünyeviliğimizi…. Onu hatırlayanın kendine bakmaya başladığı… Karşısındakinde de var olduğunu hatırladığı… Ve bu bilinçten sonra benden çok “biz” demeye başladığı…

O an’ın efendisi…”İşte yaşıyorsun,şükret” demenin en yalın yolu… Ve büyüdükçe unuttuk nefes almayı…. Tıkandık… Soluksuz kaldık bazen….Tükettik mi nefeslerimizi…….Ve içimize çekip, verdiğimizi anlamlandıramadık mı çoğu zaman… Sıkıntıdan offlarken heba mı ettik nefeslerimizi … Başka nefeslere ihtiyaç mı duyduk yoksa soluk alabilmek için…. Karşımızdakine nefes aldırmadığımızda olmadı mı aynı havayı solurken biz…

Nefes aldığımız sürece yaşıyoruz ve tabi verebildiğimiz sürece… Hayatta da; aldığın kadar verdiğin sürece varsın… Beslediğin kadar da, hayata katabildiğin ile…. Hayat bize bunları öğretirken, biz nefes almaya devam ediyoruz… Bazen koklar gibi maviliği, bazen öper gibi rüzgarı…. Bazen kana kana, bazen dura dura, kesik kesik… Ve bazen aldığımızla algılıyoruz hayatı, bazen de sadece verdiğimizle… Oysa hayat öğretiyor ikisinin de eşitleneceğini bize.. Nefes alıyor ve veriyoruz… Aynı eşitlikte hayat dediğimiz yaşamın eşiğinde… Ve bu sırada sır hala saklı duruyor her nefesin çekiliş ve verilişinde…..

Brajeshwari / 08.11.07

nefes

Posted in Illuminations by kelebeklerozgurdur on Kasım 13, 2008

saskinolfarkindaolmüzik, istisnasız herkesi büyüleyen birşeydir. her birimize dokunan melodi farklıysa da, müzik tarzlarımız ayrıysa da, müzikte, sözlere dökülemeyen hisler içinde kaybolmayan yoktur sanırım. müziğin dokunmadığı insan yoktur. sarar, sarmalar, kimi zaman alır götürür. içinde kaybolursunuz.

aslında nefesten başlayacaktım. ama titreşim kelimesini düşünürken, müzik geldi aklıma, güzel bir örneği diye düşündüm. neyin mi? titreşimlerin, frekansların, enerjinin…

geçtiğimiz yoga dersinde, farklı bir nefes çalışması yaptık. ikişer kişi gruplara ayrılıp, sırt sırta oturduk. önce nefeslerimizi bir ritme oturttuk. sonra, sırt sırta verdiğimiz kişi ile birlikte, birbirimizin nefes ritmi ile uyumlu nefes almayı denedik. gözlerimiz kapalı. çalışma bittikten sonra, nazmi hoca, bu çalışmanın, enerjiyi birleştirdiğini söyledi.

birisiyle aynı ritmde nefes alıp verdiğimizde, enerjilerimiz aynı frekansta titreşmeye başlıyor, ve birleşiyormuş. ben çok yorgun olduğumdan, hissedemedim. sakin nefes beni daha da sakinleştirdiğinden, yarı uykulu bir durumdaydım sanırım :) ama sınıfta, bu “bir” hissini yaşadığını söyleyenler oldu. hatta, hocamız da bizimle birlikte nefes alıyorken, bıraktığında, bıraktığını hissettiklerini söylediler.

bana çok büyüleyici geldi. nefes, gerçekten çok önemli. bilirsiniz belki, “insanın bu dünyada alacağı nefes sayısı bellidir” derler. günde ortalama 23 000 nefes alıyoruz. ve bu kadar temel bir şeyi, hiç farkında olmadan, yapıp duruyoruz. doğru nefes alabilmenin, kaderi dahi değiştirebildiği söyleniyor. doğru nefes? diyaframdan alınan, derin, sakin nefesler. karnımıza kadar inen, bedenimizi dolaşan, güçlü nefesler…alırken ve verirken, farkında olduğumuz nefesler. nefes alabilmenin dahi ne büyük lütuf olduğunu biliyorsunuz değil mi?

peki doğru nefes alarak duygu durumunuza dahi müdahale edebileceğinizi biliyor musunuz? yine nazmi hocanın derste bahsettiği bir uygulama, çok basit bir farkındalık çalışması:

kızgın olduğunuzda, nefesinizin ritmine dikkat edin. nasıl nefes alıyorsunuz? hızlı mı? dakikada kaç nefes? sayın. peki ya huzurluyken? daha derin nefesler alıyor olmalısınız. dakikada kaç kez? onu da sayın. ve sonra, kızgın olduğunuz bir anda, sakin bir anınızdaki gibi, o ritmle nefes almaya odaklanın. tataa! ne oldu? (bence burada bir trick var :) kızgın, öfkeli bir anınızda, veya enerjinizin düşük olduğu, kendinizi kötü hissettiğiniz bir anda, sadece nefese odaklanmak bile, aslında sizi zihninizden ve zihnin o anda size dayattığı mesajlardan uzaklaştırır. zaten o duygu durumuna yol açan da sevgili zihindir aslında. size kızmanız gerektiğini söylüyordur, bazılarının farkında bile olmadığınız binlerce mesaj gönderiyordur. )

ve bir büyülü bilgi daha…bir çocuğu uyutmanız gerekiyorsa, size güzel bir yöntem: yanına uzanın, önce nefesinizin ritmini, onun ritmine ayarlayın. onunla birlikte nefes alıp verin. birkaç dakika sonra, derin nefesler almaya başlayın. sakin bir ritmde nefes almaya devam edin. biraz önce ritmleri senkronize ettiğinizden, bu kez o sizin ritminizde nefes almaya başlayacaktır. ve derin nefeslerle, kısa bir sürede uykuya dalacaktır :)

biraz dağınık bir yazı oldu. nefes konusu çok uçsuz bucaksız bir konu. nefesten nefs’e, oradan bir’liğe, öz’e bu konuda çok şey yazılabilir. ben, öğreniyorum. öğrendikçe, uçsuz bucaksız nefes kesen nefes bağışlayan inanılmaz keyifli bir yolculukta, sarhoş oluyorum. bizler görmek istersek, sadece “bir nefes”te bile alacağımız nice dersler var.

ufak bir pratik yapın, bu gece yatmadan önce, derin derin birkaç nefes alıp, nefes alabiliyor olmanın şükran duygusunu tadın. nefesinizin bedeninizde nasıl dolaştığını farketmeye çalışın (burundan nefes alın). hatta, daha iyisini yapın. aldığınız her nefeste, içinize güzel birşey çektiğinizi düşünün, örneğin sağlığı çekin içinize, hastalığı bırakın. mutluluğu çekin, mutsuzluğu bırakın, huzuru çekin, huzursuzluğu bırakın, hayatınızda olmasını istediğiniz birşeyi çekin, hayatınızdan çıkmasını istediğiniz, bırakmak istediğiniz birşeyi bırakın. ve bıraktığınız nefesle birlikte, o istemediğiniz şeyi hayatınızdan çıkarmaya bir adım yaklaştığınızı hissedin. hissetmeye çalışın. sadece nefesle bile, çok şeyi başarmak mümkün. inanın.

Şununla etiketlendi:

Aşramda pay günü

Posted in Gurudwara Ashram'da by kelebeklerozgurdur on Kasım 5, 2008
pay gününün ardından sohbet

pay gününün ardından sohbet

Geçtiğimiz cumartesi günü, aşramda “pay günü”ydü. elmalı pay da vardı, ama buradaki pay, “paylaşmak” fiilinin kökünden gelen paydı. bütün gün yoga, meditasyon, baksi dansı gibi, aşramda yapılan etkinliklerin topluca ve ücretsiz yapıldığı bir gündü. ben sabah dersine yetişemediğimden her zamanki gibi, saat bir gibi başlayan yogaya katıldım. sonra akşama doğru kundalini meditasyonu.

burada yakında yogaya dair daha spontane değil de didaktik bilgi bulabileceksiniz. ama şimdilik spontane gidersek, kundalini meditasyonundan bahsetmek istiyorum biraz.

kundalini, omuriliğin dibinde çöreklenmiş uyuyan bir yılan olarak tasvir edilir. uyarılması ve devinime geçirilmesi, elbette çok dikkatli ve bilgisine iyice vakıf olunduktan sonra – zira kendisi tehlikeli de bir enerjidir bildiğim kadarıyla- vücudumuzdaki enerji merkezlerinin doğru çalışmasını ve enerjimizin içimizde doğru hareket etmesini sağlar. kundaliniyi harekete geçirmeye yönelik bir çok yöntem ve çalışma vardır.

bizim yaptığımız meditasyon, onbeşer dakikalık dört bölüme ayrılan 1 saatlik bir çalışmadan oluşuyor. ilk onbeş dakika dizlerimiz hafifçe kırık, uygun bir müzik eşliğinde bedenimizin ritmini kendiliğinden oluşturacağı bir titreme/salınma bölümü var. ikinci onbeş dakika boyunca dansediyoruz. üçüncüsünde, müzik durduğu anda, dans eden bedenimiz hangi halde kalmışsa o şekilde duruyoruz. hiç hareket etmeden. bunu isteyenler oturarak da yapabiliyor. son onbeş dakika ise, yere uzanıyoruz ve herkes nereye gitmek istiyor veya gitmesi gerekiyorsa oraya gidiyor :)

benim 3. kez kundalini meditasyon çalışmam. her defasında da, beni şaşırtan şeyler yaşadım. medite olabiliyorum normalde. her zaman olmasa da, o deneyimi biliyorum ve içimden çıkan şeylere şaşıyorum. kundalinide ise, 3′te 3 oldu. birincisinde, -yaklaşık 3 sene önceydi- ilk deneyimimde, durma bölümünde, yani 3. onbeş dakikada, ağlamaya başladım. engel olamadım. onbeş dakika boyunca, hatta sonraki onbeş dakika da, ağladım. dans etmiştik altı üstü!…neden ağlıyordum ki?…(nedenini biliyorum elbette, ama oluş şekli, birdenbireliği çok şaşırtıcı bir deneyimdi benim için)…ama tuhaf bir huzur da hissettim. o meditasyonda, geçmişte yerini alması gereken bir anıya veda ettim. bu vedanın hüznüydü ağlatan. ama o ana dek, bu vedayı yapmam gerektiğini, bunun zamanı geldiğini, bunu yapabileceğimi…bilmiyordum.

ikincisinde, bu sene, bir-iki ay önce, yine güzeldi. bu kez, mutluluk ve sevinç hissettim.

bu cumartesi ise, döndüm, döndüm, döndüm. dans ederken bedenim beni sürekli dönmeye zorladı. içimden deliler gibi dönmek geldi. ben de döndüm. ve dönerken gülüyordum. garip bir mutluluk hali vardı. içimde birşeylerin temizlendiğini, şimdi yavaş yavaş tam ve bütün hissetme, yaşam coşkusunu ta içimde hissetme deneyimleri olduğunu düşünüyorum bunların.

kelebeklerözgürdür, istanbuldan bildiriyor :)

not: kundaliniyi harekete geçiren bir takım nefes çalışmaları, asanalar bulabilirsiniz kitaplarda, internette. ben, (naçizane fikrim) bunları kendi kendinize pat diye denememenizi öneririm. herşey sabır, zaman ve emek istiyor. genelde, bu konuda bilgisi olanlar, uyarırlar. bu, uçak kullanmayı bilmeden okyanus aşırı uçmaya kalkışmak gibi olabilir.

bunlar da pay gününden diğer kareler

Şununla etiketlendi:,

Kasım Ayı Gökyüzü Enerjileri

Posted in Gökyüzü Enerjileri-Serpil Doğançay by kelebeklerozgurdur on Kasım 5, 2008

nazmigur.com sitesine aylık olarak gökyüzü enerjilerini yazan sayın Serpil Doğançay’ın yazılarını buraya aylık olarak ekleyeceğim.

kanatçırpanlar

Yazan: Serpil Doğançay

Sevgili Arkadaslar,

Gunes 23 Ekim’de Akrep burcuna girdi ve 22 Kasım’a kadar devam edecek olan Akrep burcu donemi basladi. Temsil ettigi hayvanin da etkisiyle cogunlukla olumsuz yorumlanabilen Akrep burcu yine hepimizin haritasinda yer aliyor ve bu ay yine hepimiz payimiza dusen etkiyi sahipleniyoruz.

Akrep burcu, en derinlerimizde var olan durtuleri, korkulari, olumu ve olum otesini, asiri tutkulari, okult konulari, cinselligi, buyuyu, derin degisimleri, cok buyuk sirlari, kullerimizden yeniden dogmayi ve cok buyuk bir gucu simgeler…Pluton ve Mars gezegenlerinin gucunu…Pluton’un 1995 yilindan beri Yay burcunda ilerleyerek yasamamiza vesile oldugu degisimleri dusunursek, Akrep’in nasil bir gucu simgeledigini daha iyi anlayabiliriz. Bu gucunu, Savas Tanrisi Mars’i da yanina alarak gerceklestiriyor ustelik.

Belki de bu yuzden karsimizdaki kisinin burcunu Akrep oldugunu ogrenince “Eyvah!..” deriz…icimizde alarm zilleri calmaya baslar.

“Bana icimdeki tum gormek istemedigim taraflarimi yansitacak ve beni degisime zorlayacak…Eyvah!…”

Boyle bir guctur Akrep’in simgeledigi…degisim, donusum, kullerinden yeniden dogmanin gucu…

Farkinda olmadan neye Eyvah diyorsak, biz de haritamizin bir evinde ve yasamimizin bir alaninda ayni seyi yansitiyoruz aslinda. Haritamizda bir evde Akrep burcumuz var. Ayrica, haritamizda Akrebin evi olan 8. ev, yani degisim, donusum ve ruhsal olarak yeniden dogus evimizde de muhtemelen baska bir burcumuz var. Bu alanlarda biz devamli ruhsal olarak “oluyor, olduruyor ve yeniden doguyoruz”. Tabii ki, Akrebin gezegenleri Pluton ve Mars’in bulunduklari alanda yaptikleri etkileri de unutmamaliyiz.

Hani o hepimizin bildigi sarki diyor ya: “Masum degiliz hic birimiz…”

Akrep burclari, ya da haritalarinda guclu Akrep etkisi olan kisiler, tum karanliklari bildikleri icin, aslinda cok iyi sifaci olabilirler. Bildiklerini, deneyimlediklerini ya da hissettiklerini karsilarindaki kiside de fark edebilirler ve derinlerde gordukleri “akrebi” hic korkmadan ellerine alip uzaklastirabilirler.

Derin donusum etkisi yansitir Akrep burcu.

Derin temasta oldugu kisiyi mutlaka degistirir.

O bir samandir.

Akrep burcu bu derin degistirme potansiyeli sebebiyle 3 ayri hayvan ile simgelenir.

Birincisi Akreptir. Durtusel olarak korunmak icin sokar…olmemek icin oldurur. Korkularinin ve durtulerinin etkisi altindadir.

Misirlilar cocuklarini sadece Akrep Tanricasi olarak atfettikleri guclere emanet ederlermis…cunku Akrep’in her ne olursa olsun gelen olasi tehlikeyi bir sekilde donusturecegini biliyorlarmis…oldurerek…boyut degistirterek.

Bir akrep kendisi tehlike icindeyse, kendi ipini kendi ceker. Baskasina asla teslim olmaz. Kendi kendini yok eder.

Ikinci hayvan yilandir

Ikinci asamadaki Akrep burclari ve bu sekilde yogun Akrep etkisi altinda olan kisiler dogustan sifacidirlar. Bunun farkinda olmasalar da cevrelerindeki kisileri degisime yoneltir ve sifalandirirlar. Enerjileri ve auralari boyledir onlarin. Onlarla gunluk hayat icinde birlikte olarak da degisime yoneliriz. Ama degisim zordur. Bir anlamda yasamimizi zorlastirmis gibi de gorebiliriz onlari bu yuzden.

Okyanusun derinlerine dalmisizdir farkinda olmadan. O yuzden, etrafimizdaki Akrep burcu ya da guclu Akrep ozelligi gosteren kisiler bizi zorlayabilirler. Ama eger onlar bir cesit sifa calismasi yapiyorlarsa, mukemmel sonuclar alabilirler.

Sonuncu hayvan Zumrutu Anka kusudur. Kartal olarak da bilinir. Misir hiyerogliflerinde kanat isaretiyle simgelenir.

Kartallar diyarindan gelirler…Ucan kartallardir!

Bu burcun ve Zodyaktaki tum burclarin en tekamul etmis halidir onlar. Bu mertebeye gelebilmek cok zordur. Cok guclu goksel baglanti icinde olabilmektir.

Daha once hic paylasmadiklarimizi paylasmak, daha once hic dile getirmediklerimizi dile getirmek, en derin sirlarimizi aciklamak Akrep dakikalaridir…

Bunu deneyimliyorsak eger, karsimizdaki kiside buyuk ihtimalle Akrep ozelligi vardir.

Cinsellik ve her turlu mahremiyet Akrep anlaridir.

Olum…yeniden dogus…Akreple ilgilidir.

Tum derin arastirmalar, bedene yapilan ameliyat gibi degistirici mudahaleler Akreple ilgilidir.

Guc, Akreple ilgilidir. Gezegenleri Pluton ve Mars’in etkisiyle Akrep burcu “yenilmezi” isaret eder. Bir Akrep ile asla savasilmamalidir.

Bu, hepimizin Akrep alani icin gecerlidir. Haritamizda Akrep burcu ile ilgili alanda problem yasiyorsak, orada firtinanin merkezine gitme cesaretini gostermeliyiz. Asla direnmemeli, en derindeki sebebi anlamaya calismali ve ondan sonra tekrar yuzeye cikmaliyiz. En derine inmeden, bazen de dibe vurmadan, yasayacaklarimizi engelleyebilmemiz cok zordur Akrep alaninda…

Akrep ozelligi gosteren kisileri gercekten tanimak o kadar kolay degildir. Distan son derece sakin gozukseler de, derinlerinde kendilerinin bile anlayamadigi firtinalar kopuyor olabilir.

Guven konusu Akrep ile iliskilidir. Insanlara, dunyaya guvenmeme bazen paranoyaya varabilir. O yuzden de devamli tetikte ve olumsuz beklentide olabilir kisi.

Akrep burcunu deneyimlemek hic kolay degildir. Cunku o, baskalarinin gormediklerini ve hissetmediklerini hisseder…etrafindaki kisileri x-isinlarindan gecirir adeta… ama cogu zaman bunu baskalarina aciklayamaz.

Akrepler yasaminiza birakmaniz gerekenlerden sizi ozgurlestirmek icin gelirler. Cunku onlar birakilmasi gerekenleri oldurmeye programlidirlar.

Akrep burcunun en karanlik yonlerinden biri kiskancliktir. Siki siki tutar ve asla birakmak istemezler sevdiklerini.

Peki, tum bu ozellikler bizi bu ay nasil etkiliyor?

Bu ay en basta tutkularimiza bakmaliyiz arkadaslar.

Yasamimizin hangi alaninda “asiri” tutkuluyuz?

Neyi ve ya kimi asiri tutkuyla sahiplenmek istiyoruz?

Bu bir es, partner ya da cocugumuz olacagi gibi, kendimiz de olabiliriz.

Belki spirituel gelisime asiri tutkuyla bagliyiz ama hic icsellestiremiyor ve yasamimiza uygulayamiyoruz..

Belki, bedenimize asiri tutkuyla bagliyiz ve bize medya tarafindan sunulan olculere, sekillere, yok edilemek istenilen cizgilere takintiliyiz. Dogal yaslanmayi, dogal olarak olgunlasmayi ve her yasin kendine has guzelligini kabul etmek istemiyor ve “icsel” olarak 30 yasimizdaki bedenimize geri donmek istiyoruz…Belki bu bir gun gerceklesecek ama oncesinde takintimizi ve bu konudaki asiri tutkumuzu birakmamiz gerekiyor.

Bu ay kiskancliklarimizi fark edebilmeli ve kendimizi saf sevgiye acmaya niyet etmeliyiz. Biz kimsenin sahibi degiliz. Kimse de bizim sahibimiz degil. Gercek sevgi karsimizdakini tutkuyla sahiplenerek hapsetmek degil, ozgur birakmaktir.

Bunu yapabilir miyiz?

Bunu ogrenebilir miyiz?

Tam zamani iste bu Akrep donemi.

Bu ay korkularimizin en dip noktasina kadar gidebiliriz ve o noktadan itibaren yuzeye cikabiliriz!

Ayin basindan beri devam eden Saturn-Venus-Pluton-Uranus acilari bizi derin degisime yonlendiriyor ve oldukca zorluyor.

Ozellikle 11 ve 12 Kasim’da bu etkiyi daha guclu hissedebiliriz. 11 Kasim’da Ay ve Jupiter gerilimi, 12 Kasim’da Ay ve Merkur karsitligi bu donusum ve yeni bir “esikten” gecisi tetikliyorlar sanki…Cunku ayni zamanda muthis bir evrensel yardim almaktayiz.

13 Kasim ise dolunay.

Boga burcunda gerceklesen bu dolunayda, evren bize gercekten tum nimetlerini sundugunu soyluyor. Bize sunulan tum bu nimetlerin ve bereketin ne kadar farkindayiz?

Ne kadar inaniyoruz ve guveniyoruz?

Ne kadar sahiplenebiliyoruz, paylasabiliyoruz ve sukrediyoruz?

Farkindaligimizi bu anlamda arttirabilmemiz icin icimize tohumlar ekiyor goksel enerji.

Yeter ki, korkularimizi birakabilelim.

Sevgili arkadaslar, madde ile ilgili deneyime dogru gidecegimiz bir suredir belliydi ve bu dersimiz basladi. Kollektif korkular cok guclu bir sekilde pompalaniyor. Gerek parasiz kalma, gerek saglikla ilgili korkularin bilinclerimize zerk edilmesi artarak devam edebilir.

Iste, 13 Kasim’daki dolunay bu yuzden cok onemli.

Bize gelen goksel yardimi alabilmeliyiz.

Kendi merkezimizde kalmaliyiz.

Bu gittigimiz degisim doneminde, hepimiz kendi bilinc seviyemize, tekamulumuze ve icsel inanclarimiza bagli deneyimler yasiyoruz ve yasayacagiz.

Hepimiz neye inaniyorsak onu deneyimliyoruz.

Iste gelecegimizi yeniden insa etmek icin bu ayin enerjisinden faydalanmali ve tum korkularimizin dibine kadar gidip, oradan yukari cikabilmeliyiz.

Ornegin, bize alacagimizi vermeyen ve bolluk-bereket inancimizi, guvenimizi sarsmis gozuken, ama aslinda derindeki korkumuzu ortaya cikaran her kimse, ona tesekkur etmeliyiz…

O, bizim bugunku en onemli ogretmenlerimizden biri.

Sizin yasaminizda kim o ogretmen?

Ya saglikla ilgili korkularimiz ne alemde?

Saglik kontrolundan tabii ki gecelim, ancak pompalanmakta olan hastalik korkusuna ne olcude yakalandik?

Niyetlerimiz ve sozlerimiz gittikce daha fazla onem kazaniyor arkadaslar.

Evrene yansittigimiz kelimelerin, cumlelerin ardinda hangi niyetler var?

Artik daha seffaf olma yoluna giriyoruz. Bundan kacis yok.

O yuzden kendimize “neyi cektigimize” dikkat etmeliyiz.

Sosyal yasamda, ozel yasamda, ailede, iste, ekonomik olarak, kendimize neyi cekiyoruz?

Her ne deneyimliyorsak, o bizim enerjimizdir.

Bu ay bilincli bir sekilde calismaliyiz arkadaslar.

Dipten hangi korkular cikiyor?

O korkular bizim mi gercekten?

Kimlerin etkisi altindayiz?

Icimizden kim cikiyor?

Peki, ya karsimizdakinin icinden cikan kim?

Zihnimizin programini bilincli calismalarla degistirebiliriz.

Gezegen enerjilerinin, goksel yardimin ve Akrep doneminin etkisiyle bu ay buyuk degisimlere “adim atabiliriz”.

Her seyin birdenbire toz pembe olmasini beklemeyelim.

Gitmekte oldugumuz donemde kendimizle surekli bir sekilde calismali, zihinsel blokajlarimizi, endiselerimizi temizlemeliyiz.

Hedefimize dogru gayretli bir sekilde calismaliyiz.

Su andaki rehavetimiz ayin ortasindan itibaren degisebilir ve tam tersine donusebilir.

Akrep burcunda ilerleyen Gunes ile Kova burcundaki Neptun’un, Yay burcu basangici olan 22 Kasim’a kadar olan gerilimli etkisi, bizi icimizdeki ruhsalligimizla farkli bir sekilde bulusturabilir. Onemli bir ruhsal buyumeye yol acabilir. Yeter ki kurban bilincimizi birakabilelim bu ay.

Merkur, 5 Kasimdan itibaren Akrep burcuna giriyor ve aldigi etkilerle derinlerimizdeki tum batik gemi kalintilarini cikarmamiza yardim ediyor. Bu kalintilari kimbilir kac enkarnasyon boyunca biriktirdik…o yuzden kendimize karsi cok sevkatli olmaliyiz bu ay arkadaslar.

6 ve 7 Kasim kollektif bilincaltiyla baglantimizin guclenecegi gunler. Bu gunlerde kendimizin olmayan korkularin tuzagina dusmemeye dikkat etmeliyiz.

9 Kasim’da ani icsel degisimler yasayabiliriz. Ayrica hem ileri teknoloji, hem de ileri ruhsal boyuttan dunyamiza akis olabilecegi bir gun. Kova bilinci tohumlarinin icimizde uyanabilecegi bir gun baska bir deyisle.

10 Kasim, Kartallar diyarinin ileri seviyesindeki Akrep ozelligini, Kartal veya Zumrut’u Anka’yi yansitarak buyuk degisimleri ve yeniden dogusu sergileyen Ataturk’un olum gunu, geri donus gunu, gecis gunu…

Bizler icin cok anlamli bir gun.

Ay, Pluton ve Venus’un gecmisi arindiran etkileri var o gun. Duygusal kargasaya dikkat.

17 Kasim’da evrenden bonus yardim var.

21 Kasim ozellikle onumuzdeki donemdeki gorevlerimizi anlayabilecegimiz ve Yuksek Benligimizden mesaj alabilecegimiz bir gun.

22 Kasim’da ruhumuzun atesini yakacagimiz, umut edelim ki ortak cennetimize dogru okumuzu firlatacagimiz Yay donemi basliyor.

27 Kasim’da Yay burcunda yeniay gerceklesiyor ve iste bu tetiklemeyi gerceklestiriyor.

Gunes, Ay, Merkur, Mars ve Pluton gezegenleri Yay burcunda birlesiyorlar.

Zihnimizi ozgurlestirdigimiz oranda inancla, okumuzu nereye atmak istiyoruz bu yeniayda?

Ortak cennetimize ve Kova bilincimize mi yoksa bizi asagi ceken kollektif korkulara mi?

Buna simdiden karar vermemiz ve hazirlik yapmamiz gerekiyor.

28 ve 29 Kasim’da da yeniayin guclu etkisi devam ediyor.

Terazi doneminde gelisen iliskiler, Akrep’te butunlesmeye, kaynasmaya ve ayni potada erime surecine girerler. Bunun icin de, kisiler icinde bulundugumuz gecis donemindeki bu Akrep surecinin yardimiyla, gecmisle hesaplarini kesmeye ve oncelikle kendileriyle butunlesmeye baslayabilirler.

Kendimizin ve butunun en yuksek hayri adina, bu Akrep burcu surecinde, yuzeye cikartilip temizlenmesi gereken sularimiza gayretle, inancla ve korkmadan dalabilmemizi; ortaya cikan, farkinda oldugumuz veya olmadigimiz her ne var ise, dolunayla birlikte şifalanma surecine girebilmemizi diliyorum.

Sevgi ve isikla,

Serpil Dogancay

Şununla etiketlendi:

kalp yogası- kişisel bir deneyim

Posted in Illuminations by kelebeklerozgurdur on Ekim 30, 2008

birkaç ay önce, bir meditasyon sırasında yaşadığım bir deneyimi paylaşmak istiyorum. birkaç gündür bu bloğun neresinden nasıl başlayacağımı düşünüyorum. buraya içinde kişinin kendine yolculuğunu barındıran herşeyi koymak istiyorum. esin veren kitaplardan alıntılar, asanalar, çakralar, yola ve yolculuğa birşeyler kattığına inandığım tüm kaynaklar olsun istiyorum burada. internette yoga ile ilgili birşeyler ararken, aradığım kaynakların çok bölük pörçük olduğunu farketmiştim bir süre önce. yabancı kaynaklar nispeten daha iyiler. ama türkçe, bütünlük hissi veren bir site bulamadım. aradığım şeyi belki burada yaratmayı başarırız zaman içinde. nazmi hocanın sitesinde çok kaynak, çok yazı var. ama nedense bir blog daha iyi olacakmış gibi bir his var içimde. bakalım, göreceğiz. ayrıca benim bir süre önce keşfedip, okumayı sevdiğim bir blog var. cihangir yoga hocalarından birinin, tanımıyorum, ama yazılarından sevdim onu. adı defne. okumak isterseniz, biraz önce okuduğum yazısı burada

bu da benim meditasyon deneyimim:

haftada 2 akşam, giderek enerjilerine alıştığım birkaç insanla yoga yaparken, ne yogası yaptığımı buldum. ben kalp yogası yapıyorum. belimi, omurlarımı, bacaklarımdaki bağları esnetirken gayet farkındayım bu yaptıklarımın. çünkü fiziksel olarak yanmayı, zorlanmayı, rahatlamayı, bazen bir alevin bazen de serinliğin kuyruk sokumumdan yukarıya doğru yol alışını hissediyorum. bir de sonradan farkına vardıklarım var. nazmi hoca, herkesin yogası farklıdır dedi geçen akşam. dünyada insan sayısı kadar yoga var. çünkü yoga yapılmaz, yaşanır. yaşarken kendinden birşey katarsın, senin yogan olur. işte benim yogamın adı, kalp yogası.

neden bu ismi verdim. nereden aklıma geldi. fiziksel olarak yoga yapmak benim için bağımlılık yapabilme tehlikesi olacak kadar zevkli birşey. bedenimi dinlemeyi, sonra unutmayı sevdim. kendim için iyi birşey yapmayı sevdim. farkında olmayı sevdim. ama bütün bunların dışında birşey daha varmış. düşünürken farkettim. orada matimin üzerine oturduğumda, yapacağım bir dizi hareketi her defasında biraz daha farkında biraz daha iyi yapacağımı bilmenin / bunu denemiş ve görmüş olmanın verdiği güvenle, kalbimin de her egzersizle her farkında oluşumla daha esneyeceğini, genişleyeceğini ve içine tıpkı diyaframdan alınan nefes gibi daha fazla sevgi daha fazla duygu daha fazla mutluluk gireceğine inanmak, yavaş yavaş bunu farketmek asıl benim için yogayı hayatımda önemli bir yere koyan. beni peşinden sürükleyen temel motifin bu olduğunu farkettim.

kalbim nereye kadar esneyebilir? olasılıkları severim. olandan çok olasılıklara hayran olmuşumdur hep – belki yanlış ama… kalp yogam beni olasılıklarıma götürüyor. bak bu da mümkün diyor, ben her defasında şaşırıyorum. bilindik hayatın kurallarından uzaklaştırıyor bazen, ama yine ne diyordu nazmi hoca “sen neye hazırsan, o da sana hazırdır”. belki enerjim değişir, titreşimlerim değişir ve bilindiğin başka bir kapısı açılır. olamaz mı? olabileceğine inandırıyor.

geçen akşam orada yine matimin üzerinde oturur ve yoganın başlamasını beklerken – ki çoktan başlamıştı işte – bir anda birşey oldu. bugünlerde yaşıyor olduğum bir şeye başka bir pencere açıldı. içimde bir sevgi hissi büyüdü büyüdü büyüdü. sevilmemek küçüldü. korkmak küçüldü. reddedilmek küçüldü. karşındakine göre gard almak, cimrilik etmek küçüldü. sanırım kalbim esnedi işte. o anda acı da dahil her tür şeyi kalbimin içine alabileceğimi, ama yine de mutluluğa, esenlik haline, dört başı mamur bir ben’e hep yer kalabileceğini sezdim. kalp yogamın en önemli keşiflerinden biriydi. bilmek ve anlamanın farkına bir örnekti. akılla bu sonuca belki defalarca vardım, başkaları da her gün varıyor. ama oraya gitmek ve tıpkı meditasyonda kuş veya ağaç olmak gibi, o hissi sana zihninin değil hücrelerinin fısıldaması, başka bir deneyimdi.

uzun zaman önce bir kitap okumuştum. hayatım değişmişti. “çocuğunuzla birlikte büyüyün”. hiç bakmadığım pencerelerin kenarına götürmüştü bu kitap elinden tutup bir karanlığa büzüşmüş beni. pencerelerden baktıkça, kendimi yıllar boyu nasıl karanlıklara hapsettiğimi aklım almamıştı. işte kalp yogası da bu olasılıklara götürüyor şimdi sanki yine tutup elimden. bunun için nazmi hocaya ve hayata ve tüm bunlara mucizelere izin veren muhteşem ve akıl almaz cesur yazara / yaratıcıma ne kadar teşekkür etsem azdır.

siz de kendi meditasyon deneyiminizi paylaşmak ister misiniz?

Şununla etiketlendi:

başlarken.şimdi.

Posted in Illuminations by kelebeklerozgurdur on Ekim 26, 2008

“Bir an gelecek (tabii bir tek an olmayacak) bileceğiz (ama bilmek varolmaktan farklı olmayacak artık) ki biz bütün karşılaştıklarımızın bir parçasıyız ve bütün karşılaştıklarımız zaten bizim bir parçamızmış.”

Vişnenin Cinsiyeti, Jeanette Winterson

Şununla etiketlendi:
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.