çünkü içine ruhunu koymadığın hiçbirşey çalışmaz*

kendine ve evrene eğil
bundan 3 sene önce tanıştım yogayla. bir akşam, fenerbahçe’de iş çıkışı gittim o zamanlar orada ders veren nazmi hoca’nın yoga sınıfına. “ben sadece izlemek istiyorum bu kez izin verirseniz”dedim. sonra sanırım kotumla kendimi yerde otururken buldum. o kış haftada iki akşam kendimi unuttuğum / kendimi hatırladığım yer oldu orası. duvarda asılı asanalar posterine bakıp o hareketlerin her birini izlerken ve bir gün yapabileceğimi hayal ederken aklımda sadece boyun ağrım vardı sanırım. boynumu dik tutamıyordum o sıralar, sürekli elimle destek olmam gerekiyordu. “geçmişe takılı kalmak” mı diyordunuz hocam?…boyun ağrımdan bir ayı geçmeden kurtuldum. ama şimdi o boyun ağrısına ne çok şey borçlu olduğumu düşününce…sahiden hastalıklarla vücudumuz bize iyilik yapmaya çalışıyor, uyarmaya, farkında olmadıklarımıza dikkat çekmeye…
bir sürü başarısızlık ve değiştiremeyeceğim (ama aslında değiştirmem gerekmediğini sonradan öğrendiğim) kötü koşulun/durumun kıyısında durup dağ duruşu yaptım o kış…derin nefesler aldım. ağladım bir meditasyonda kendime şaşarak (burada daha önce anlattım)…yavaş yavaş kendimi izlemeyi öğrendim. hep başkalarına, kendimin dışında bir yerlere yönelen sorularımı kendime sormayı öğrendim… ve gerçekten deneyimlenmedikçe insana hohoyyt hadi canım! dedirten tuhaf güzel inanılmaz deneyimler yaşadım meditasyonlarda…
sonra ara verdim. gidemedim bir süre…evde devam ettim. haftada iki akşam başım dolaba kıçım yatağa çarpa çarpa daracık alanlarda sürdürdüm bana iyi gelen şeyleri…bize iyi gelen şeyleri ama gerçekten iyi gelen şeyleri sürdürmekte inatçı olmak gerekli, bunu da öğrendim. sonra bu yaz tekrardan nazmi hocam yeni bir yer açtı. orada başladık kaldığımız yerin daha ilerisinden…
yoga yaparken…meditasyonda…meditasyon sonrasında…kısacası kendine bir şans bir kulak verdiğinde, kendini egonla zihninle değil yüreğinle önemsediğinde, kendinle ilişkin değişiyor. kendinle ilişkin değiştiğinde, yaşadıklarınla ilişkin değişiyor. yaşadıklarınla ilişkin değiştiğinde, yaşadıkların değişiyor. gerçekten oluyor bu. adım adım çok şey oldu bende. önceleri sadece dinleniyordum asanalarda. zihnim duruyordu dikkatim bir yere, bedenimin ücra bir köşesine yönlenince. bu bana iyi geliyordu. kendimi dinlemek istemiyordum çünkü. sonra kendimi dinlemekten korkmamayı da öğrendim. hani şu kendini affetmek hikayesi var ya…bir kundalini meditasyonunda anladım. kendimin en büyük parçası sandığım birşeyle vedalaştığımda ve o acıyı hissettiğimde… eksilmedim. hafifledim sadece. yüzleştiğin şey, acıtıyorsa – ki acıtıyor bir çok şey- bırak o acıya kendini. o acıyı hisset. ölmeyeceksin. eksilmeyeceksin. hafifleyeceksin. yaşamaktan korktuğumuz ne varsa, bizi tutsak eden şey sadece korkusu. yaşanılan şey ne olursa olsun, yaşıyorsun. ve bitiyor. hatta bir gün hazır olduğunda geriye bakıp duru sakin bir yürekle…o yaşadığını bir de çince, japonca, sümerce okumayı öğreniyorsun. şaşırıyorsun. keşfettiklerine. acı veren tek şey, daima, direnç göstermek…direnmediğinde herşey olması gerektiği gibi oluyor, bitiyor ve yeniden başlıyor. tıpkı ağaçlar gibi, kuşların göç döngüsü gibi…
artık kundalini meditasyonlarında dönüyorum çoğu zaman. içimde birşey dönüyor, ben de onunla dönüyorum. sarhoş olmak gibi birşey. “tam” hissediyorum ve bu başka nasıl anlatılır, bilmiyorum. herşey tam da olduğu anda ve olduğu haliyle başımı döndürecek kadar mükemmel geliyor. çok mutlu hayatında herşey yolunda bir insan olduğumdan değil. tam tersi bir sürü dert sıkıntıyla boğuşurken, direnmeyip seyretmeye başladığımda olan birşey…bir an bu mükemmelliği hissediyorum. bir balonun ipine tutunup havalanmak gibi oluyor. yaşam kutsanıyor. işte o an, olumsuzlukla yargılanacak hiçbirşey kalmıyor.
bütün bunlar olurken, bence yoga beni daha iyi bir insan yapıyor. kendine şefkat hissedemeyen, kendini kabullenemeyen insanlar başkalarının sadece canını yakıyor çünkü. kendilerininkiyle birlikte elbette.
bazen orada sakince oturamıyorsun. zihnin kalk gidelim diyor. duyma bunları diyor. sen anlasan öğrensen ne değişecek diyor. vakit kaybı tüm bunları öğrenmek, öğrenmeden orman kanunlarıyla daha kolay yaşarsın diyor. bilindik kurallarla oynanan oyunlarda ezber bozma diyor. bana diyor bazen
…dedi. canım yandığında, kafam karıştığında, hayal kırıklıklarımda, kendimi sevmekten uzaklaştığımda…ama eğer hedef saf bir şeylere ulaşmaksa, bir nevi simyaysa, yaşadığın hayatı daha iyi bilmek istiyorsan, ben gözlerimi kulaklarımı tıkayarak yaşamaya devam edeceğim diyemiyorsan, veya diyor ama yapamıyorsan…geri dönüyorsun kendine…hadi baştan başlayalım diyorsun. (hiçbir dönüşümde baştan başlamadım bu arada, ister iste ister isteme, bildiğin, öğrendiğin bir şekilde ekleniyor bünyene ve unutmuyorsun) ve tüm yolculuklar gerçekte önce kendimizden başlıyor, başkalarından geçerek yine kendimize varıyor en sonunda.
ben vildan. içime ruhumu koyuyorum. çalışıyor. ruhumu tanımama keşfetmeme rehberlik eden yogaya ve nazmi hocama sonsuz teşekkürler…
*j.w.
8 comments